|
nazlıcan fıratwrote:
Yokluğunun hüznünde... Ayaklandı kâfirler... Gel ey Sultanim...
Sen varken dil uzatamazlardı ne Rabbimize ne de dinimiz İslâm'a. Simdi kudurdular, beter oldular. Rabbimizi inkâr ediyorlar. Hâlâ İslâm'a çamur atıyorlar. Ve biliyor musun ey Allah'ın Resulü, elbette görüyorsundur: Simdi de sana hakaret ediyorlar... Bunların sonu ne olacak? Cehenneme sığar mı bunlar? Yeter mi cehennem ateşi onlara? Yetmez ya Resûlallah! Ben onları Rabbime havale ediyorum. Tıpkı Senin gibi... Taif'te taşlandığın gün gibi... Ya Resûlallah özledik seni... Seni çok özledik Ya Resûlallah. Şu kötülüklerle bezenmiş kirletilmiş dünyaya, Sırtımı dönüp, gözlerimi kapatıp, seni arıyorum kaybolan yerlerde... Seni her geçen gün daha çok kaybeden bu ümmetin, O hâle geldi ki, kâfiri dost bilip İslâm'ı önlerine serdi. Maksadım şikâyet değil; hüznündeyim Sevgili, Kâbe'de namaz kılarken mübarek başına saçılan pislikleri, o gün biricik kızın temizlemişti. Simdi yok Fatımalar ya Resûlallah... Sana yapılan çirkinlikleri temizleyecek: Fatımalar yok... Hamzalar yok... Ebû Bekirler yok... Sessiz kaldı ümmetin. Sesini duyuramadı... Ve sana sahip çıkamadı ya Resûlallah. Ey Sevgili, önceden kız çocuklarını gömerlerdi ya diri diri toprağa... Onlar masumdu ve ben onları hatırladıkça ağlıyorum. Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa... Ve simdi anneler, masum olarak değil; günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa. Anneler Seni anlatmıyorlar çocuklarına. Rabbimizi anlatmıyorlar. İslâm'ı anlatmıyorlar... Kur'an okumayı öğretmiyor çocuklarına anneler... İçim sızlıyor ya Resûlallah. Sen varken gözünü kırpmadan canini feda ediyordu dostların: Anam babam sana feda olsun diyerek gözünü kırpmadan ölüme koşuyordu yiğitlerin. Senin uğruna, Rabbimin uğruna ve İslâm'ın uğruna simdi kimse yasamıyor. Böyle dedim de hepten ümitsiz olmayayım. Senin ümmetine yakışmaz ümitsizlik... Ülkemde olmasa da uzaklarda, Rabbi için, senin uğruna ölenler var ya Resûlallah! Garip kaldık ya Resûlallah! Ne olur ümmetinin hakki için Rabbime yalvar da acısın, merhamet etsin bize. O seni geri çevirmez Biliyorum Yüce Rabbim bizi de geri çevirmez ama; Bizim istemeye yüzümüz kalmadı. Çünkü biz hakikatten çok uzak kaldık ya Resûlallah! Biz hangi cezaları hak etmedik ki... Moda dediler, kız kardeşlerimize pantolon giydirdiler. Erkekler henüz etek giymedi ama; Onlar da kız kardeşlerine özenip saçlarını uzattılar. Kına kokan eller türlü boyalarla süslendi. Kadınlarımız evinin hanimi olup, yavrusuna annelik etmek yerine; Is, ekmek parası dedi, yuvalar yıkıldı. En kötüsü başörtümüze de el uzattılar ya Resûlallah Ve ehemmiyeti kalmadı tesettürün... Amacım şikâyet değil sana ey Sevgili! Acım büyük... Yokluğunun hüznündeyim. Çare değil hiç bir şey. Çünkü anlatamıyorum, dinlemiyorlar beni ya Resûlallah! Onlar Rabbimin de dediği gibi hem kör, hem sağır, hem de kalpleri katılaşmış... Yazık oldu bu ümmete. Sen sahip çık bize. Şefaatini esirgeme ya Resûlallah. Yüce Rabbim: "Habibim!" dedi sana. Senin aşkına yarattı on sekiz bin âlemi... Sen olmasaydın yaratmazdım dedi. Âlemlere rahmetsin sen... Hatem'ül Enbiyasın. Gönüllerin sultanisin. Rabbimizin Sevgilisi. Bize de merhamet dile Rabbimden. Biz göremedik seni ya Resûlallah! Yine de tebessüm eden, daima gülen yüzün geliyor aklıma, Seni hatırladıkça... Ve doyamıyorum ya Resûlallah! "Ümmetim!.." "Ümmetim!..." diyen o tatlı sözlerine. Sen Muhammedü'l Emin'din... Mü'minler de, müşrikler de, münafıklar da, Tüm herkes ayni derecede güvenirdi sana. Sen bu vesileyle almıştın bu güzel ismini: "Muhammedü'l Emin!" Güvenilenlerin en güvenlisi. Oysa bizler ümmetin olarak, hiç güvenemez olduk bir birimize. İçimizdeki güveni sarstılar. Bizi bize yalancı çıkardılar. Aslımızdan, kendi özümüzden uzaklaştırdılar ya Resûlallah! Neden ki ya Resûlallah! Tüm bunlar bize reva mi, cefa mi? Sen edep ve hayâ abidesi idin ey Resûlallah! Sen kimseye kötü söz söylemezdin. İncitmezdin seni incitenleri bile. Kimsenin sözünü kesmezdin, sükût ile dinlerdin. Sen konusunca rüzgâr bile susardı. Tüm kâinat seni dinlerdi. Çok mütevazi bir yaşantın vardı, Bir hurma yeterdi seni doyurmaya. Yırtık olmasa da eski bir aban Üzerine yattığında bedenine izi çıkan eski bir hasırdan yatağın, İçimi yaralıyor ya Resûlallah! Seni bu hâlde gören Hazreti Ömer omuzları sarsıla sarsıla ağladığında sormuştun: "Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?" Ve demişti ki Hazreti Ömer: Ey Allah'ın Resûlü! İranlılar imparatorlarını sarayda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken, Sen ki Allah'ın Resûlüsün... İzin versen de, biz de seni..." Anlamıştın sana söylemek istediğini. Hüzünlü bir tebessüm ile: "İstemez misin ey Ömer, dünya onların olsun, âhiret de bizim..." Tüm insanların dostuydun ve severdin herkesi En çok da çocukları severdin. Demiştin ki: "Büyüklerimize hürmet etmeyen, Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir." Oysa simdi küçükler büyüklerine ne hürmet ediyor ne de saygi gösteriyor. Büyükler de küçüklerine sevgi ve merhametten yoksun ya Resûlallah! Sen çok cömerttin ya Resûlallah! Evindeki tek hurmayı misafirine ikram edecek kadar. Senden bir şey istenildiğinde "Hayır!" demezdin. "Uhud dağı altın olsa ve benim olsa, Üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım" dediğin geliyor aklıma. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdın sen ey Sevgili. Bizler bugün annemize, babamıza, esimize, dostumuza dönüp, Herkesi suçlar, ayıplar, yadırgar olduk. Sen hem anasız hem babasız büyüdün. Yetimliğin acısını onlara özlem duyarak yasadın. Simdi ise ne anaya saygı kaldı ne de babaya... Diyorum ya, her bir şey aslından iyice uzaklaştı ya Resûlallah! Babasız çocuklar dünyaya geliyor. Anneler çocukları kapı önüne bırakıyor. Daha da ileri gidip onların katili oluyorlar. Bir sabah uyandığımda kıyamet kopmuş olacak, Korkuyorum... Ne Rabbimin ne de Senin huzuruna çıkmaya yüzümüz var. Biz çok değiştik ya Resûlallah! Seni seven senin gibi olmalı: Senin gibi Allah'a kul olmalı. Ümmetin için gözyaşı döktüğün zamanlar geliyor aklıma, Oysa biz lâyık olabildik mi Şimdi sana? "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107) NAZLICAN FIRAT
1 day ago
|
|
|
saiteliliwrote:
ALLAH'IM bugünümüzün başını iyilik, ortasını kurtuluş,
sonunu ise başarı eyle! Onu bizim için saadet, şehadet, tevbe,bağışlanma ve iman ile sona erdir... Ey Kapıları Açan ALLAH'IM Bize Kapıların En Hayırlısını Aç Ey Halden Hale Çeviren RABB'İM Halimizi En Güzel Hale Çevir Ey Kalpleri Döndüren ALLAH'IM Kalplerimizi Dinin Ve Taatin Üzere Sabit Kıl Müslüman Kardeşlerimize Zaferler Nasip Eyle Zulmeden Kullarınıda Kaffar isminle Kahreyle... Sıkıntılarımızı SEN gider.... Mübarek Cuma Gününün Hürmetine Dualarımızı Kabul Eyle ALLAH'IM...((AMİN...AMİN...AMİN...)) Ümmeti Muhammedin Cuması Mübarek Olsun inşaALLAH..
1 day ago
|
|
|
nazlıcan fıratwrote:
Sevmek;Allahın adıdır
Sevmek; kulun muradıdır Sevmek; elinde bulunan bütün varlığı sevdiğine bağışlayıp, senden sana hiç bir şey kalmamasıdır. Onun verdiğinden başka birşey almamandır. Onu da alırken sevdiğinin rızası için almandır. Ebu Abdillah el-kuraşi Sevmek; Aşkın nârında yanabilmek, Sevmek; Yandıkça insan olunduğunun farkına varabilmektir!.. Sevmek; Kah bulutların üzerinde gezinmek, Kah yeryüzünde sürünmektir!.. Sevmek Delilerle sır boncuğu dizebilmek, Her çirkinlikte bile bir güzellik görebilmektir!.. Sevmek; bıkmadan usanmadan sabırla yol beklemektir. Sevmek ; sahiplenmektir, korumaktır. Sevmek ; şefkattir, merhamettir Sevmek ; Nakış nakış dokumaktır duygularını.Sevmek ; Yaratılanı hoş görmektir yaratandan oturu. Sevmek; Gerektiğinde nefsine dur diyebilmek, Sevmek; Her şeyden önce gururunu yenebilmektir!.. Sevmek ; Cesur olmaktır Sevmek ; en olmadık yerde hayatını ortaya koyabilmektir Sevmek; Neden ve ne olursa olsun, kin beslememek, nefret etmemektir!..Sevmek; Konuşmadan anlaşabilmek,Sevmek; Soğuk kış gününde paylaşabilmektir bir tek kocuğu, Sevmek ;duyguların en asilidir Sevmek; neslin devamını sağlamaktır Sevmek; Her karara saygı gösterebilmek, Paylaşmayı kabullenmektir. Sevmek; İncinsen de, kırılsan da asla küsmemek, Sevmek; Sanki hiçbir şey olmamışçasına, çarpıp çıktığın kapıdan dönebilmektir!. Sevmek; Yetti gayri dememek, [Sevmek; Yorulmak nedir?.. Usanmak nedir?..Bilmemektir!..Sevmek; Ona yürürken ayagına batan dikenlerin acısını hissetmemektir... Sevmek; kendi tarafından olan çoğu, az görüp, sevdigin tarafından olan azı, çok saymaktır... Ey bütün kainatı, Sevgili Muhammed (s.a.v.)'in aşkıyla, sevgisiyle yoktan var eden Yüce Rabbim! Bizi sensiz, yüreğimizi merhametsiz, muhabbetimizi Muhammed (s.a.v.)'siz bırakma...amin
2 days ago
|
|
|
nazlıcan fıratwrote:
Ölesine çok güzellikler
yaratırsın ki,hayranlığım Senin methine yetmez.Seni, Senin öğrettiğin gibi övüyorum; SUBHANALLAH Öyle bol nimetler verirsin ki, Şükrüm SANA teşekküre yetmez. Sana Senin öğrettiğin gibi hamd ediyorum; Elhamdülillah Öyle hoş lutuflarda bulunursun ki, Ne kadar minnettar kalsam lutfuna denk gelmez. Sana,Senin öğrettiğin sözle minnetimi ifade ediyoum; BAREKALLAH Öyle güzel işler eylersin ki, Ne kadar düşünsem hikmetine aklım ermez. Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum; MAŞAALLAH Senai DEMİRCİ
3 days ago
|
|
|
nazlıcan fıratwrote:
İki kardeşten biri köyde çobanlık yaparken diğeri şehirde yaşıyordu. Köyde yaşayan “Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. Ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım” düşüncesi içerisindeydi. Çoban, dağda koyunları, keçileri otlatıyor, bütün namazlarını vaktinde kılıyor, namahreme nazar etmiyordu. Bütün gün zikirle, fikirle, şükürle yaşıyordu. Bir süre sonra manen bir hayli ilerledi, kerametlere bile mazhar oldu. Çoban, şehirde yaşayan kardeşini ziyaret etmek istedi. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağarak bir bez torbaya doldurup ağzını bağladıktan sonra şehrin yolunu tuttu. Ayakkabı tamircisi olan kardeşinin dükkânına varınca torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak sohbet etmeye başladı. Bu sırada bir bayan gelerek ayakkabısını çıkarıp topuğunu gösterdi. Kardeşi ayakkabıyı tamirle uğraşırken bayan çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın az sonra ayakkabısını giyip giderken ormanda görmediğini gören çobanın zihninde değişik düşünceler oluşmaya başladı. İşte o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Çobanın zihni bulanıklaşmaya başladığı anda torbadaki süt de damlamaya başlamıştı. Ayakkabı tamircisi kardeş “İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte” dedi. Çoban, “Haklısın kardeşim. Demek senin manen yükselmene mani bu gibi manzaralar” dedi. Ayakkabıcı kardeş, “Nereden çıkardın bende manen yükselme olmadığını?” diye sordu. Çoban, “Baksana, bir anda düştüm senin yanında. Sen ise her gün bunlarla yüz yüzesin. Yükselmen mümkün mü?” diye cevap verdi. Ayakkabı tamircisi, “Asıl mesele bunların içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabb’ime şükürler olsun ben kendimi şimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inşallah” dedi. Bundan sonra ayakkabı tamircisi kardeş, şehadet parmağını ağzına götürüp dilinin ucuyla ıslattıktan sonra doğruca torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Şıp şıp diye akan süt anında kesildi. Bir anlık sessizliği çobanın feryadı bozdu. Kucakladığı kardeşine “Sen haklıymışsın kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu muhafaza etmekmiş” dedi.
4 days ago
|